Ads 468x60px

Pages

12 Haziran 2010 Cumartesi

Madame Tussaud Muzesi-New York


NewYork da "ünlü kişilerden birkaç tanesini görebilsem" diyenleriniz varsa, Madame Tussaud muzesine giderek ünlülerin hiç olmazsa balmumu heykellerini görebilirsiniz.

Çoğu ünlünün balmumundan heykelleri var.Bana göre,bunların çok azı gerçeğine benziyordu.

O gün,fotoğraf makinamın azizliğine uğradım, şarzım bitti ve çok da iyi fotoğraflar çekemedim.İçerideki ışık çok iyi değildi.Sadece ilk başlarda gördüğüm ünlülerin fotoğraflarını çekebildim. İşte fotoğraflardan birkaçı:





Müzenin, Amsterdam, Hong Kong, New York City, Los Angeles, Hollywood, Berlin ve Şangay'da şubeleri vardır.


Madame Tussauds Müzesi'nin Berlin'de açılan şubesine,eski alman diktatörü Adolf Hitler'in balmumu heykelini de koymuşlar. .Daha önce halk bu heykeli koymaması için müze yetkililerine tepki göstermiş.Yine de heykeli koyup, başına da 2 güvenlik görevlisi yerleştirmişler. Müzeye gelenlerden biri güvenlik görevlilerini aşıp, hitlerin kafasını koparmış.Hitler’in Almanya’da bu kadar seviliyor yani..




Obama'nın koltuğunu elinden aldım, masasındaki telefondan da anneme telefon açtım :)


Bir sonraki yazım "Top Of The Rock - New York" olacak. 

10 Haziran 2010 Perşembe

Statue of Liberty-Özgürlük Heykeli



Özgürlük heykeli, Newyork'da liberty adası üzerinde, inşa edildiği 1886 yılından bu yana Amerika'nın simgesi olmuştur.Bu anıtsal heykel , dünyanın en tanınan abidelerinden biridir.Heykeltras, Frederic Bartholdi'dir.

Bu heykeli görmek için , Ellis Island 'a gittiğimiz gibi tekneye bindik.


Teknede, bir çok fotoğraf çektim.Newyork'a nehirden bir bakış yaptık.




Bu heykele, özgürlüğün, mutluluğun, zenginlik ve refahın simgesi gibi bir çok anlam yüklenmiş.Bunların hepside manevi anlamlar.Sanatsal açıdan pek bir özelliği yok.




Bakırdan yapılan Özgürlük Tanrıçası heykeli, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir tablet tutar. Tabletin üstünde 4 Temmuz 1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi'nin tarihi) yazılıdır. Heykelin başındaki taç'ın 7 sivri ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Heykelin yüksekliği 46 m, kaidesi ile beraber 93 m'dir. Ziyaretciler heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdivenden çıkabilirler.Adaya ulaştıktan sonra anıta çıkmak için uzun bir sure sıra beklemeniz gerekebilir.


Özgürlük Anıtı, aslında Kızıldeniz ile Akdeniz'in birleştiği yere konulacakmış.Bilin bakalım bu heykel işini önce kim düşünmüş? Osmanlı Devleti. Konuyla ilgili bilgi özetle şöyle:


Heykel,tüm finansal desteğini Osmanlı Devleti' nden almış. Bu heykel, hem Osmanlıyı hem Mısırı temsil edecekti.Kızıldeniz ile Akdeniz'in birleştiği yere koyulacak, Mısır'ı temsîlen firavunlar dönemi kıyafetlerini giymiş kadın heykelinin başında, 7 iklimin padişahı olan Osmanlı Sultanını temsîlen 7 kıta ve 7 denizi simgeleyen 7 sivri uçlu bir taç olacaktı. Elinde de bir meşale tutacaktı. Heykele singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer'in dul eşi Isabetle Eugenie Boyer modellik etti. Sultan Abdülaziz Han, heykelin yüzünün batıya dönük olmasını istedi. Zira elindeki ışığı doğudan batıya götürdüğünü, ışığın, medeniyetin, uygarlığın, doğudan yükselip batıyı aydınlattığını simgelemesini istiyordu padişah. Heykelin parası da bizzat Sultan Aziz Han tarafından ödenmiş. Daha sonra müslüman bir ülkede hoş karşılanmayacağı düşünüldüğünden, hem de Fransa, İngiltere, Osmanlı arasında gerçekleşen paslaşmalar yüzünden heykel Paris’te bir depoya kaldırılmış.

Bu olaydan 20 yıl sonra 1885'te Fransa hükümeti A.B.D. ile olan iyi ilişkilerinin bir göstergesi olarak büyük bir heykel yaptırmak istediğinde yine aynı heykeltıraşın kapısı çalınmış. Hazır durumda olan heykel depodan çıkarılmış, heykeltıraş Bartholdi ve Gustave Eiffel (eyfel kulesinin mühendisi) birlikte çalışarak bazı değişikliklerle heykeli yenilemişler.Bartholdi, heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve annesi Charlotte'nin yüzünü işlemiş. Özgürlük Heykeli, Fransa tarafından kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle Amerika'ya 10 yıl gecikmeyle hediye edildi. Heykeltraş, heykeli 350 parçaya bölerek, İsere adındaki bir Fransız gemisiyle Amerika'ya taşıdı. Newyork limanındaki adalardan birine, daha önce görmeye geldiği Özgürlük Adası'na, kaidesini Richard Morris Hunt'un hazırladığı yere, 4 ay içinde monte etti. Ve 28 Ekim 1886 da açılışını bizzat kendisi yaptı.

Heykel 1886 dan beri de Amerika'nın Newyork adalarından birinde bulunuyor. Ve yüzü Sultan Abdülaziz Han'ın isteğinin tam aksine doğuya bakıyor. Lâkin güneş ışığı hâlâ doğudan yükseliyor ve her sabah Özgürlük Heykeli'nin yüzünde parlıyor.




Heykelin bulunduğu adada, güzel bir park ve hediyelik eşya satan bir shopping merkezi var.Buradan, Özgürlük Heykeli ile her türlü hediye alınabilir.









Özgürlük Heykeli, 1984'ten beri Unesco'nun dünya kültür mirası listesi'nde yer almaktadır.
İzlemeniz için bir de video ekliyorum.


Bir sonraki yazım "Madame Tussauds/New York" olacak.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ellis Island and Ellis Island Immigration Museum

Ellis adası ( Ellis Island), Hudson nehri uzerinde, New Jersey sınırları içerisinde olmasına rağmen New york eyaletine bağlı bir adadır.Buraya ulaşım tekneyle sağlanıyor.






Amerika’ya gelen ilk göçmenlerin izlerini görebileceğiniz Ellis Adası, o zamanlar Amerika'ya giriş kapısı gibi faaliyet gösteriyormuş (Göç tarama istasyonu). Yani Amerika rüyasının başlangıcı.Dünyanın 4 tarafından gelen göçmenlerin burada gerekli muayeneleri yapılıyor,adları kayıtlara geçiriliyor, bazıları ülkelerine geri gönderiliyor, kabul edilenler de Amerika'ya ayak basıyorlarmış.

Federal Gocmen Burosu 1 Ocak 1892'de acilmis."1943 yılına kadar hizmet vermiş. 

1954 yılında, Ellis Adası Göçmenlik Hizmetleri tarafından kapatılıp ve faaliyetleri Manhattan'a aktarılmış.

Bu ada şimdilerde Göçmen Müzesi (Immigration Museum) olarak kullanılmakta.Gelen göçmenlerin eşyaları ve fotoğrafları, büyük boy afiş sergilenmekte.Tarihin izlerini taşıyan bir bina.


Pek çok turist buradaki kayıtları inceleyip büyük büyük dedelerinin izini bulmaya çalışıyor.Gördüklerinden etkilenmiş şekilde geziyorlar.Amerika'ya göç edenlerin içinde Türkler de varmış.Ben orada kayıtlara bakmadım ama şurada okuduğum yazıda bakın ne anlatıyor:

"Ellis Adası göçmenler arasında Golden Door (Altın Kapı) olarak anılıyordu...O yıllarda ABD'ye tüm dünyadan göçmen yağıyordu. 1890'larda Amerikalı misyonerlerin faaliyeti sonucu 50 bin Harputlu, önce Erzincan'a, ardından Trabzon ve Samsun'a yürüyerek, gemilere bindi. Harput'ta 8 bin olan hane sayısı göçten sonra 52'ye düştü. Harputluların çoğu Boston ve Detroit'e yerleşti.....
Ve 2002 Nisan ayında, ABD nüfus kayıtları arşivleri açıklanınca ortaya müthiş bir tablo çıkıyordu. Harput başta olmak üzere Anadolu ve Balkanlar'dan ABD'ye tam 50 bin Türk göç etmişti!...Bu gerçekten büyük bir rakamdı. Açıklanan arşivlerde, ABD'ye kimlerin ne zaman giriş yaptığı tek tek kayıtlı. Çocuklarının isimlerine kadar hem de... Ancak burada ilginç bir nokta daha var. O yıllarda hâlâ Osmanlı hüküm sürüyordu ve Türk kimliği diye bir şey ortada yoktu. Osmanlı da bir Müslümanlar var bir de gayrimüslimler. Ama Ellis Adası'nda tutulan kayıtlarda Asyalı Türk ve Avrupalı Türk ifadelerine rastlıyoruz. Avrupalı Türkler Balkanlar'dan giden Türkler; Asyalı Türkler ise Harput ve civarından gidenler. Yani daha Cumhuriyet'ten önce bizim Harputlular Türk kimliğine kavuşmuşlardı...."




 Eğer siz de bir gün bu adaya gelirseniz, Ellis Adası yoluyla soy izleme yapabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi için web sitesinini ziyaret edebilirsiniz.Sitedeki arama motoruna büyük büyük dedenizin adını yazıp bir taratın bakalım ne çıkacak..
Bir sonraki yazım "Statue of Liberty".

Cathedral of Saint Patrick-New York

Ah New York ah..Ne güzel bir şehirmişsin sen. 3 gün kaldık.Gezmeyle bitiremedik, gezmeye de doyamadık seni.Renkli insan profilleri ile dolu caddelerin, gökdelenlerin, iki dirhem bir çekirdek bayanların doldurduğu alışveriş merkezlerin gözüme çarpan güzelliklerin oldu.E biraz trafiğin var ama olsun.Yine de güzelsin :)

En çok nereyi beğendin derseniz sanırım cevabım şehri kalbi dedikleri yer, "Brodway caddesi" olur.Çok renkliydi, ışıl ışıl tabelalar vardı her yanda.Çok kalabalıkdı tabii.Newyork'da her milletten insanı görmek mümkün.Seviyorum ben kalabalığı ya.İnsan olacak etrafta insan :)

Newyork'da gitmek istediğimiz 12 yeri belirledik.Seçimlerimiz bizce güzeldi, gittik gördük, çok da yorulduk.Çünkü çoğu zaman yürüdük.Bir kaç kez metro kullandık, bir defa taksiye bindik.Arabamızı otelin parkında bıraktık, çünkü park yeri büyük sorun ve çok pahalı Newyork'da.

Ayağımızda rahat ayakkabılarımız ,elimizde Newyork haritamızla hazırdık. "Newyork Pass" denilen kartlardan da aldık.Bu kart 3 gün boyunca, gitmek istediğimiz yerlere bedava giriş hakkı verdi bize.Çok da iyi oldu, uzun kuyruklarda bekleme eziyetinden de kurtulduk.

Gittiğimiz yerleri ayrı başlıklar altında ,sıralamaya dikkat etmeden başlıyorum yazmaya.... (Newyork fotoğraflarını yazı aralarında paylaşacağım.)

Gittiğimiz yerlerden biri, Cathedral of Saint Patrick.( Manhattan/New York)



Katedral, Neo-Gothic stilde yapılmış,2200 kişi kapasiteli Roman Katolik Katedralidir. Yapısı çok göz alıcı olan bu tarihi yapı James Renwick Jr. tarafından inşa edilmiş, yapımına 1858 yılında başlanmış ama araya giren iç savaş ve başka bir çok nedenden dolayı 1878 yılında yapımı tamamlanmış.



Katedral, tuğladan yapılmış, daha sonra mermerle kaplanmış.






İzleyeniniz varsa, Miracle in the Rain (1956) filmi bu katedralde çekilmiş.





  
Aşağıdaki fotoğrafı netten buldum.Yukarıdan böyle haç şeklinde görülüyor-muş.


Daha ayrıntılı bilgi için internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Sonraki yazım "Ellis Island and Ellis Island Immigration Museum" olacak.Bekleyin beni :)

3 Haziran 2010 Perşembe

Katliamlara Son!



Türkiye'nin öncülüğünde, Gazze'ye yardım taşıyan sivillerin bulunduğu gemiye, kanlı bir saldırı düzenleyen İsrail, insanlık dışı ve hiçbir kural tanımayan yüzünü bir kez daha gösterdi.
İsrail'in acımasızca tüm dünyanın gözünün içine baka baka katliam gerçekleştirme keyfiyetine bir an önce son verilmesini istiyorum.
İsrail'in saldırıları durdurulsun! İnsanlığa yakışmayan katliamlara son verilsin!

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Niagara Şelaleleri (Niagara Falls)


Gezimize ilk başladığımız yer Niagara Şelaleleri ( Niagara Falls) oldu.Gerçekten görülmesi gereken, müthiş bir yer.Şelalenin soğuk sularından olsa gerek, oldukça serin bir hava vardı.Daha şelaleleri görmeden, ufka yükselen, sis gibi su bulutunu görüyorsunuz.Bu bile insana etkilemeye değer.

Kısaca bahsetmek gerekirse; Niagara Şelaleleri, Kuzey Amerika'nın doğusunda Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada arasındaki Niagara Nehri üzerinde Erie ve Ontario gölleri arasında bulunan 3 büyük şelaleden oluşmaktadır.Bunlar, American Falls, Bridail Veils Fall ve Kanada / Horseshoe Falls' dur.

American Falls ve Bridail veils Fall, birlikte Amerikan şelalesi olarak anılıp, ABD kısmındadır. Diğeri Horseshoe Falls, Kanada kısmında ve en büyükleridir. Horseshoe Falls 48 metre yükseklikten, Amerikan Falls ise 50 metre yükseklikten akıyormuş.Kuzey Amerika’nın en güçlü şelalesi olan Niagara’dan, yarım dakikada 168,000 metreküpten fazla su akar. Çok ünlü olan Niagara Şelalesi ününü, oluşturduğu güzelliğinden ve hidroelektrik santralinden alıyor.Nehir çevresindeki Nikola Tesla tarafından yapılan birkaç hidroelektrik santrali hem ABD hem Kanada için elektrik üretmektedir.

Biz gezimizi bir tur aracılığıyla yaptık.Niagara'nın altını, üstünü , heryeri düzenli bir biçimde geziyorsunuz böylece.Gezi otobüsümüzün kalkacağı yere arabayla geldik, otoparka parkettik arabımızı.Otoparkın hemen yanındaki büyük binanın zemin katı ve en üst katı Niagara ile ilgili hediyelik eşyalarla dizayn edilmişti.Buradan birkaç hediye aldık.Sonra tur otobüsüne bindik.



Güzelim Niagara parkının içinden geçerek gezimize başladık.Çevresi Niagara Şelaleler Parkı olan şelale, kardeş şehirler Niagara Falls-Ontario ve Niagara Falls-New York tarafından doğal koruma altına alınmış.Bu parklardan şelalenin her ikisi de görülebilmekte.

Park yemyeşildi, Niagaranın sularından nasibini fazlasıyla alıyordu. Kırmızıdan sarıya çalan tonlarda ağaçların renkleri çok hoştu.Ben çok beğendim parkı. Bol bol da fotoğraf çektim.






Niagara'nın en güzel manzarası gözlem kulesinin 30.5 metre yükseklikteki gözlem katından izleniyor.Buradan, tekne turu yapmak için asansörle aşağıya iskeleye indik."Maid Of The Mıst" yani Sislerin kızı denilen ve teknelerin kalktığı bir iskele burası.


Tekneye binmeden herkese mavi yağmurluklar dağıtıldı.Şelalerin altına doğru tekne ilerledikçe, önce su bulutundaki su damlaları, sonra da şelalenin sularıyla ıslandık.Aşağıdaki fotoğrafları tekneden çektim.



Üstteki fotoğrafdaki yer, şelalenin diğer tarafında kalan Kanada kısmı. Büyük ve modern yapılı binaları ile, Kanada muhteşem görünüyor.Alttaki fotoğraftaki ise, Kanada ile Amerikayı birbirine bağlayan Rainbow isimli köprü. Bu köprü üzerinden Kanada'ya geçme şansınız var, pasaportunuzu gösterip geçiyor ve oradaki gümrüksüz mağazalardan alışveriş yapma şansı buluyorsunuz.


Şelalenin yakından görünüşü..

Sonra,rehberimiz eşliğinde Niagara'yı gezmeye devam ettik.Rehberimizin söylediğine göre, Niagara Şelalerinden atlayıp, şelalelerin altında ne olup olmadığını görmek,yüzerek Kanada'ya geçmek isteyen maceraperestler olmuş. Ekim 1829’da, ilk, Sam Patch’in şelaleden aşağı atlamış.Sonra bu gelenek haline gelmiş ve bir çok şekillerde atlama denemeleri olmuş.Maceraperestlerin bazıları gerili bir halatın üzerinden ya da bir fıçı içinde kendilerini şelaleden aşağı bırakmışlar.Park'ın içinde, dıştan görünümü küçük bir dükkan gibi olan "Daredevil Museum" adlı müze de bununla ilgili fotoğraflar, atlamada kullandıkları araç-gereçler sergileniyor.Şu anda ise şelaleden atlamak her iki ülke tarafından da yasaklanmış durumda.



Müzeden sonra yine şelaleri daha yakından görmek için, asansörle 175 feet (53 metre) şelalenin dibine indik. Bu sefer sarı yağmurluk ve mavi renkli özel terlik giydik.Mağaranın altından geçip,ahşap yürüyüş yollarından yürüdük.Yukarılara doğru çıkmaya çalıştk. Çalıştık diyorum, çünkü buz gibi sular başımızdan aşağı dökülmeye başlıyordu.Yağmurluk az da olsa korudu üstümüzü ama dizlerimize kadar sırılsıklam olduk.



Şelalenin sularından fotoğraf makinam da nasibini aldı.Neyseki, hala çalışıyor.


Şu martıların güzelliğine bakarmısınız. Martı cennneti gibiydi aşağılar.

Niagara, 10.000 yıl önce Kuzey Kutbu'ndan gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntülermiş.Şelale, bir zamanlar bulunduğu yerden, 12 km. daha ileride imiş, zamanla aktığı yerdeki taşları aşındıra aşındıra bugünkü yerine gelmiş.


Kanada tarafındaki şelâle yılda 90 cm, Amerikan Şelâlesi ise 12 cm kadar gerilemektedir.



Niagara şelalesi dünyada tek ters akan şelaledir. Şelalenin suyu taşlara çarparak geri gelir. Ayrıca 1932 yılında tamamen donmuş. Bu da dünyada eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.



Şelalenin akşam saatlerinde görünümü.

Niagara ile ilgili ilginç efsaneler anlatıyorlar tekne kaptanları.Biri şöyle:

Tarih, 9 Temmuz 1960 Cumartesi öğleden sonra. Bir adam iki çocuğunu alarak Niagara’ya bağlanan nehirde botlarına binerler. Botun yolda motoru arızalanır. Ve akıntının etkisiyle Niagaraya doğru tüm hızıyla sürüklenmeye başlarlar. Bot o kadar hızlı sürüklenir ki yapacak bir sey kalmaz ve akıntının etkisiyle bot alabora olur. Baba ne kadar dirense de akıntının gücüne tahammul edemez ve devasa şelaleden aşağıya yuvarlanır. Cesedini nehrin devam eden bölgesinde bulurlar. 17 yaşındaki küçük kızı Niagara’nın sularının sanki sonsuzluğa karıştığı büyük şelaleye 6 m kala bir kayaya tutunur. Üzerinde tek can yeleği olan 7 yaşındaki küçük erkek kardeşi ise büyük şelaleden babası gibi aşağıya yuvarlanır. Küçük çocuk devasa şelalenin vahşi suları içinde yukarıdan aşağıya düştüğü sırada, aynı bizim şu anda üzerinde gezdiğimiz botlardan biri yine turistleri gezdirmektedir. Allah’tan botun biri tam o esnada at nalının altında turunu yaparken çocuğun portakal renkli can yeleğini görür. Kaptan Clifford Keech çocuğu kurtarmak için botun yolunu değistirir. Ve çocuğu hırcın sulardan kurtarılmasına vesile olur. Bu mucize çocuğun ismi Roger Woodward’dır. Roger bota çekilir çekilmez kız kardeşinin durumunu da hırıltılı bir sesle kaptana söyler ve onun da kurtulmasına vesile olur. Yıllar sonra bir kaç kere Roger tekrar Niagara’ya ailesiyle ziyaret etmiş. 1994’de kız kardeşiyle birlikte hikayelerini anlatmak için geldiklerinde söyledikleri şu sözler gerçekten gözleri dolduruyor: “Beni kurtaran kader tanrıcası veya şans veya Lelewala’nın ruhu değildi, o düpe düz bir gün kendisiyle buluşacağımız hissini kalbimize koyan, o gün beni ve kız kardeşimi kurtaran, Allah’ın eliydi”.

Aşağıya izlemek isterseniz 2 tane video ekledim. İlkini şelalenin üstünden, diğerini ise altındayken çektim.Umarım beğenirsiniz.

Eğer siz de bir gün buralara gelirseniz, yüksek yerlerden şelaleyi izleyin, resimler çekin. Benim gibi dilek tutup, bir kaç bozukluk şelaleye atın, bakarsınız tutar.

Niagara Falls 1



Niagara Falls 2

 

Sample text

Sample Text