Ads 468x60px

Pages

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ellis Island and Ellis Island Immigration Museum

Ellis adası ( Ellis Island), Hudson nehri uzerinde, New Jersey sınırları içerisinde olmasına rağmen New york eyaletine bağlı bir adadır.Buraya ulaşım tekneyle sağlanıyor.






Amerika’ya gelen ilk göçmenlerin izlerini görebileceğiniz Ellis Adası, o zamanlar Amerika'ya giriş kapısı gibi faaliyet gösteriyormuş (Göç tarama istasyonu). Yani Amerika rüyasının başlangıcı.Dünyanın 4 tarafından gelen göçmenlerin burada gerekli muayeneleri yapılıyor,adları kayıtlara geçiriliyor, bazıları ülkelerine geri gönderiliyor, kabul edilenler de Amerika'ya ayak basıyorlarmış.

Federal Gocmen Burosu 1 Ocak 1892'de acilmis."1943 yılına kadar hizmet vermiş. 

1954 yılında, Ellis Adası Göçmenlik Hizmetleri tarafından kapatılıp ve faaliyetleri Manhattan'a aktarılmış.

Bu ada şimdilerde Göçmen Müzesi (Immigration Museum) olarak kullanılmakta.Gelen göçmenlerin eşyaları ve fotoğrafları, büyük boy afiş sergilenmekte.Tarihin izlerini taşıyan bir bina.


Pek çok turist buradaki kayıtları inceleyip büyük büyük dedelerinin izini bulmaya çalışıyor.Gördüklerinden etkilenmiş şekilde geziyorlar.Amerika'ya göç edenlerin içinde Türkler de varmış.Ben orada kayıtlara bakmadım ama şurada okuduğum yazıda bakın ne anlatıyor:

"Ellis Adası göçmenler arasında Golden Door (Altın Kapı) olarak anılıyordu...O yıllarda ABD'ye tüm dünyadan göçmen yağıyordu. 1890'larda Amerikalı misyonerlerin faaliyeti sonucu 50 bin Harputlu, önce Erzincan'a, ardından Trabzon ve Samsun'a yürüyerek, gemilere bindi. Harput'ta 8 bin olan hane sayısı göçten sonra 52'ye düştü. Harputluların çoğu Boston ve Detroit'e yerleşti.....
Ve 2002 Nisan ayında, ABD nüfus kayıtları arşivleri açıklanınca ortaya müthiş bir tablo çıkıyordu. Harput başta olmak üzere Anadolu ve Balkanlar'dan ABD'ye tam 50 bin Türk göç etmişti!...Bu gerçekten büyük bir rakamdı. Açıklanan arşivlerde, ABD'ye kimlerin ne zaman giriş yaptığı tek tek kayıtlı. Çocuklarının isimlerine kadar hem de... Ancak burada ilginç bir nokta daha var. O yıllarda hâlâ Osmanlı hüküm sürüyordu ve Türk kimliği diye bir şey ortada yoktu. Osmanlı da bir Müslümanlar var bir de gayrimüslimler. Ama Ellis Adası'nda tutulan kayıtlarda Asyalı Türk ve Avrupalı Türk ifadelerine rastlıyoruz. Avrupalı Türkler Balkanlar'dan giden Türkler; Asyalı Türkler ise Harput ve civarından gidenler. Yani daha Cumhuriyet'ten önce bizim Harputlular Türk kimliğine kavuşmuşlardı...."




 Eğer siz de bir gün bu adaya gelirseniz, Ellis Adası yoluyla soy izleme yapabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi için web sitesinini ziyaret edebilirsiniz.Sitedeki arama motoruna büyük büyük dedenizin adını yazıp bir taratın bakalım ne çıkacak..
Bir sonraki yazım "Statue of Liberty".

Cathedral of Saint Patrick-New York

Ah New York ah..Ne güzel bir şehirmişsin sen. 3 gün kaldık.Gezmeyle bitiremedik, gezmeye de doyamadık seni.Renkli insan profilleri ile dolu caddelerin, gökdelenlerin, iki dirhem bir çekirdek bayanların doldurduğu alışveriş merkezlerin gözüme çarpan güzelliklerin oldu.E biraz trafiğin var ama olsun.Yine de güzelsin :)

En çok nereyi beğendin derseniz sanırım cevabım şehri kalbi dedikleri yer, "Brodway caddesi" olur.Çok renkliydi, ışıl ışıl tabelalar vardı her yanda.Çok kalabalıkdı tabii.Newyork'da her milletten insanı görmek mümkün.Seviyorum ben kalabalığı ya.İnsan olacak etrafta insan :)

Newyork'da gitmek istediğimiz 12 yeri belirledik.Seçimlerimiz bizce güzeldi, gittik gördük, çok da yorulduk.Çünkü çoğu zaman yürüdük.Bir kaç kez metro kullandık, bir defa taksiye bindik.Arabamızı otelin parkında bıraktık, çünkü park yeri büyük sorun ve çok pahalı Newyork'da.

Ayağımızda rahat ayakkabılarımız ,elimizde Newyork haritamızla hazırdık. "Newyork Pass" denilen kartlardan da aldık.Bu kart 3 gün boyunca, gitmek istediğimiz yerlere bedava giriş hakkı verdi bize.Çok da iyi oldu, uzun kuyruklarda bekleme eziyetinden de kurtulduk.

Gittiğimiz yerleri ayrı başlıklar altında ,sıralamaya dikkat etmeden başlıyorum yazmaya.... (Newyork fotoğraflarını yazı aralarında paylaşacağım.)

Gittiğimiz yerlerden biri, Cathedral of Saint Patrick.( Manhattan/New York)



Katedral, Neo-Gothic stilde yapılmış,2200 kişi kapasiteli Roman Katolik Katedralidir. Yapısı çok göz alıcı olan bu tarihi yapı James Renwick Jr. tarafından inşa edilmiş, yapımına 1858 yılında başlanmış ama araya giren iç savaş ve başka bir çok nedenden dolayı 1878 yılında yapımı tamamlanmış.



Katedral, tuğladan yapılmış, daha sonra mermerle kaplanmış.






İzleyeniniz varsa, Miracle in the Rain (1956) filmi bu katedralde çekilmiş.





  
Aşağıdaki fotoğrafı netten buldum.Yukarıdan böyle haç şeklinde görülüyor-muş.


Daha ayrıntılı bilgi için internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Sonraki yazım "Ellis Island and Ellis Island Immigration Museum" olacak.Bekleyin beni :)

3 Haziran 2010 Perşembe

Katliamlara Son!



Türkiye'nin öncülüğünde, Gazze'ye yardım taşıyan sivillerin bulunduğu gemiye, kanlı bir saldırı düzenleyen İsrail, insanlık dışı ve hiçbir kural tanımayan yüzünü bir kez daha gösterdi.
İsrail'in acımasızca tüm dünyanın gözünün içine baka baka katliam gerçekleştirme keyfiyetine bir an önce son verilmesini istiyorum.
İsrail'in saldırıları durdurulsun! İnsanlığa yakışmayan katliamlara son verilsin!

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Niagara Şelaleleri (Niagara Falls)


Gezimize ilk başladığımız yer Niagara Şelaleleri ( Niagara Falls) oldu.Gerçekten görülmesi gereken, müthiş bir yer.Şelalenin soğuk sularından olsa gerek, oldukça serin bir hava vardı.Daha şelaleleri görmeden, ufka yükselen, sis gibi su bulutunu görüyorsunuz.Bu bile insana etkilemeye değer.

Kısaca bahsetmek gerekirse; Niagara Şelaleleri, Kuzey Amerika'nın doğusunda Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada arasındaki Niagara Nehri üzerinde Erie ve Ontario gölleri arasında bulunan 3 büyük şelaleden oluşmaktadır.Bunlar, American Falls, Bridail Veils Fall ve Kanada / Horseshoe Falls' dur.

American Falls ve Bridail veils Fall, birlikte Amerikan şelalesi olarak anılıp, ABD kısmındadır. Diğeri Horseshoe Falls, Kanada kısmında ve en büyükleridir. Horseshoe Falls 48 metre yükseklikten, Amerikan Falls ise 50 metre yükseklikten akıyormuş.Kuzey Amerika’nın en güçlü şelalesi olan Niagara’dan, yarım dakikada 168,000 metreküpten fazla su akar. Çok ünlü olan Niagara Şelalesi ününü, oluşturduğu güzelliğinden ve hidroelektrik santralinden alıyor.Nehir çevresindeki Nikola Tesla tarafından yapılan birkaç hidroelektrik santrali hem ABD hem Kanada için elektrik üretmektedir.

Biz gezimizi bir tur aracılığıyla yaptık.Niagara'nın altını, üstünü , heryeri düzenli bir biçimde geziyorsunuz böylece.Gezi otobüsümüzün kalkacağı yere arabayla geldik, otoparka parkettik arabımızı.Otoparkın hemen yanındaki büyük binanın zemin katı ve en üst katı Niagara ile ilgili hediyelik eşyalarla dizayn edilmişti.Buradan birkaç hediye aldık.Sonra tur otobüsüne bindik.



Güzelim Niagara parkının içinden geçerek gezimize başladık.Çevresi Niagara Şelaleler Parkı olan şelale, kardeş şehirler Niagara Falls-Ontario ve Niagara Falls-New York tarafından doğal koruma altına alınmış.Bu parklardan şelalenin her ikisi de görülebilmekte.

Park yemyeşildi, Niagaranın sularından nasibini fazlasıyla alıyordu. Kırmızıdan sarıya çalan tonlarda ağaçların renkleri çok hoştu.Ben çok beğendim parkı. Bol bol da fotoğraf çektim.






Niagara'nın en güzel manzarası gözlem kulesinin 30.5 metre yükseklikteki gözlem katından izleniyor.Buradan, tekne turu yapmak için asansörle aşağıya iskeleye indik."Maid Of The Mıst" yani Sislerin kızı denilen ve teknelerin kalktığı bir iskele burası.


Tekneye binmeden herkese mavi yağmurluklar dağıtıldı.Şelalerin altına doğru tekne ilerledikçe, önce su bulutundaki su damlaları, sonra da şelalenin sularıyla ıslandık.Aşağıdaki fotoğrafları tekneden çektim.



Üstteki fotoğrafdaki yer, şelalenin diğer tarafında kalan Kanada kısmı. Büyük ve modern yapılı binaları ile, Kanada muhteşem görünüyor.Alttaki fotoğraftaki ise, Kanada ile Amerikayı birbirine bağlayan Rainbow isimli köprü. Bu köprü üzerinden Kanada'ya geçme şansınız var, pasaportunuzu gösterip geçiyor ve oradaki gümrüksüz mağazalardan alışveriş yapma şansı buluyorsunuz.


Şelalenin yakından görünüşü..

Sonra,rehberimiz eşliğinde Niagara'yı gezmeye devam ettik.Rehberimizin söylediğine göre, Niagara Şelalerinden atlayıp, şelalelerin altında ne olup olmadığını görmek,yüzerek Kanada'ya geçmek isteyen maceraperestler olmuş. Ekim 1829’da, ilk, Sam Patch’in şelaleden aşağı atlamış.Sonra bu gelenek haline gelmiş ve bir çok şekillerde atlama denemeleri olmuş.Maceraperestlerin bazıları gerili bir halatın üzerinden ya da bir fıçı içinde kendilerini şelaleden aşağı bırakmışlar.Park'ın içinde, dıştan görünümü küçük bir dükkan gibi olan "Daredevil Museum" adlı müze de bununla ilgili fotoğraflar, atlamada kullandıkları araç-gereçler sergileniyor.Şu anda ise şelaleden atlamak her iki ülke tarafından da yasaklanmış durumda.



Müzeden sonra yine şelaleri daha yakından görmek için, asansörle 175 feet (53 metre) şelalenin dibine indik. Bu sefer sarı yağmurluk ve mavi renkli özel terlik giydik.Mağaranın altından geçip,ahşap yürüyüş yollarından yürüdük.Yukarılara doğru çıkmaya çalıştk. Çalıştık diyorum, çünkü buz gibi sular başımızdan aşağı dökülmeye başlıyordu.Yağmurluk az da olsa korudu üstümüzü ama dizlerimize kadar sırılsıklam olduk.



Şelalenin sularından fotoğraf makinam da nasibini aldı.Neyseki, hala çalışıyor.


Şu martıların güzelliğine bakarmısınız. Martı cennneti gibiydi aşağılar.

Niagara, 10.000 yıl önce Kuzey Kutbu'ndan gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntülermiş.Şelale, bir zamanlar bulunduğu yerden, 12 km. daha ileride imiş, zamanla aktığı yerdeki taşları aşındıra aşındıra bugünkü yerine gelmiş.


Kanada tarafındaki şelâle yılda 90 cm, Amerikan Şelâlesi ise 12 cm kadar gerilemektedir.



Niagara şelalesi dünyada tek ters akan şelaledir. Şelalenin suyu taşlara çarparak geri gelir. Ayrıca 1932 yılında tamamen donmuş. Bu da dünyada eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.



Şelalenin akşam saatlerinde görünümü.

Niagara ile ilgili ilginç efsaneler anlatıyorlar tekne kaptanları.Biri şöyle:

Tarih, 9 Temmuz 1960 Cumartesi öğleden sonra. Bir adam iki çocuğunu alarak Niagara’ya bağlanan nehirde botlarına binerler. Botun yolda motoru arızalanır. Ve akıntının etkisiyle Niagaraya doğru tüm hızıyla sürüklenmeye başlarlar. Bot o kadar hızlı sürüklenir ki yapacak bir sey kalmaz ve akıntının etkisiyle bot alabora olur. Baba ne kadar dirense de akıntının gücüne tahammul edemez ve devasa şelaleden aşağıya yuvarlanır. Cesedini nehrin devam eden bölgesinde bulurlar. 17 yaşındaki küçük kızı Niagara’nın sularının sanki sonsuzluğa karıştığı büyük şelaleye 6 m kala bir kayaya tutunur. Üzerinde tek can yeleği olan 7 yaşındaki küçük erkek kardeşi ise büyük şelaleden babası gibi aşağıya yuvarlanır. Küçük çocuk devasa şelalenin vahşi suları içinde yukarıdan aşağıya düştüğü sırada, aynı bizim şu anda üzerinde gezdiğimiz botlardan biri yine turistleri gezdirmektedir. Allah’tan botun biri tam o esnada at nalının altında turunu yaparken çocuğun portakal renkli can yeleğini görür. Kaptan Clifford Keech çocuğu kurtarmak için botun yolunu değistirir. Ve çocuğu hırcın sulardan kurtarılmasına vesile olur. Bu mucize çocuğun ismi Roger Woodward’dır. Roger bota çekilir çekilmez kız kardeşinin durumunu da hırıltılı bir sesle kaptana söyler ve onun da kurtulmasına vesile olur. Yıllar sonra bir kaç kere Roger tekrar Niagara’ya ailesiyle ziyaret etmiş. 1994’de kız kardeşiyle birlikte hikayelerini anlatmak için geldiklerinde söyledikleri şu sözler gerçekten gözleri dolduruyor: “Beni kurtaran kader tanrıcası veya şans veya Lelewala’nın ruhu değildi, o düpe düz bir gün kendisiyle buluşacağımız hissini kalbimize koyan, o gün beni ve kız kardeşimi kurtaran, Allah’ın eliydi”.

Aşağıya izlemek isterseniz 2 tane video ekledim. İlkini şelalenin üstünden, diğerini ise altındayken çektim.Umarım beğenirsiniz.

Eğer siz de bir gün buralara gelirseniz, yüksek yerlerden şelaleyi izleyin, resimler çekin. Benim gibi dilek tutup, bir kaç bozukluk şelaleye atın, bakarsınız tutar.

Niagara Falls 1



Niagara Falls 2

20 Mayıs 2010 Perşembe

Benim de bir ödülüm var :)



Şeker kız, Çilekli Sakız, beni Sweet Blog ödülüne layık görmüş.Canım, teşekkür ederim.

Nereden başlasam?



Bizim için uzun olan, 15 günlük tatilimizi yapıp, sağsalim döndük evimize nihayet. Amerikanın kuzeyini gördük geldik.Çok memnun kaldık bu gezimizden. Kimi zaman otelde, kimi zaman sağolsunlar sevdiğimiz arkadaşlarımızın evinde kaldık. Güzel bir gezi oldu ama yorulduk. Şimdi valiz boşaltıp, çamaşır yıkayıp yerleştirmekle meşgulum. O kadar çok anlatılacak şey, yayınlanacak fotoğraf varki..Nereden başlayacağımı, nasıl yazacağımı bilemiyorum. Artık, yavaş yavaş yazıya dökerim heralde.

Bu arada, fotoğraflarımı,yazılarımı, bilgilerimi sakladığım,sevgili harddiskim bozuldu. :( En çok da içindeki fotoğraflara üzülüyorum.Daha buraya eklemediğim çok gezi fotoğraflarım vardı. Neyseki bu gezimizin fotoğrafları bilgisayarda kayıtlı. Kendime geleyim bir, yazmaya başlayacağım.

29 Nisan 2010 Perşembe

Bir Düğün Hikayesi

Geçen hafta , eşimin sınıf arkadaşının düğünü vardı. Bizi de davet etti. Amerika'da ilk defa bir düğün gördük.Önce kilisede nikah, sonra göl kenarında düğün salonu gibi bir yerde düğün oldu. Televizyonda izlediğimiz Amerikan düğünleri gibiydi aynı.

Gittiğimiz yer -Lakeland-, bulunduğumuz yere yaklaşık 1 saat 20 dk uzaklıkta. Evden çıktığımızda sıcak bir yaz havası vardı Orlando'da. Ama Lakeland'da hava kapalıydı, hafiften yağmur atıştırıyordu. Biz erken gidip, Lakeland'ı gezdik biraz. Haritaya baktığımızda gideceğimiz yerin yakınında büyük bir göl olduğunu gördük.Fazla vaktimizin bir kısmını da orda değerlendirdik.

...........................................&.....................................................

Parkta , martı, pelikan, ördek ve çok sayıda kuğu olmak üzere çeşitli kuşlar vardı.Bu güzel göle, kuğular zerafetleriyle romantizm katıyorlardı.


Kuğular güzelliklerinin farkındalar. Yolun karşısına salına salına geçip, arabaları bekletiyorlardı.Yukarıda o anı yakaladım, çok hoştu ya. 2.kısımdaki fotoğrafta da bir ekmek parçasının peşinden koşan kuğular görülmekte.

Geçelim düğüne..Düğün çok güzeldi.Gelinin heyecanı yüzünden okunuyordu.Gelin, her yerde gelin işte.Kimbilir hazırlıklar süresince ne kadar stres olmuştur.Herşey ince ince düşünülmüştü. Kilisedeki süslemeler, nedimelerin çiçekleri, düğün salonundaki masa süslemeleri, çiçekler hatta gelin pastasında bile hep aynı renk hakimdi : Turuncu.



Üstteki fotoğraftaki kilisede nikah oldu. Kapı girişinde düğün sahipleri gelen misafirleri karşılıyorlardı.


Bu fotoğrafta da kilisenin içinden görüntüler var.Gelin gelmeden önce yapılan hazırlıklar görünüyor fotoğrafta. Sağdıçlar, aile büyüklerini beyaz şerit üzerinden geçirip( mutluluk yolundan) tek tek yerlerine kadar götürdüler. Sonra nedimeler tek sıra halinde, sonra da sağdıçlar tek sıra halinde geçip ortadaki alanda sıralandılar.Bu geçişlere piyano sesi eşlik etti tabi. Sıra geline geldiğinde ise, gelin kıyafeti giymiş küçük bir kız ,elindeki sepette bulunan gül yapraklarını mutluluk yoluna saçtı.Gelin, babasının kolunda, güzel bir müzik eşiliğinde salona girdi.Misafirler, ayakta karşıladı onları. (Bu kısımla ilgili videoyu en kısa zamanda ekleyeceğim.)


Rahip, İncil'den okuduğu sayfalarla nikah aktini gerçekleştirdi.Damat ve Gelin, birbirlerine söz vererek yüzüklerini taktılar.


Gelinin 7 tane nedimesi, damadın da 7 tane sağdıçı vardı. Nedimelerin de sağdıçların da kıyafetleri tek renk ve hemen hemen aynı tipti.Kültürler farklı olunca , ayrıntılar daha çok göze çarpıyor tabi.
Kilisedeki nikah sonrasında, hemen yakınındaki göl kenarındaki komplexde düğün oldu. Gelin ve damat limuzinle geldiler.Biz de bindik bu limuzine. :) Düğünden çıktığımızda limuzin kapıdaydı, biz de izin isteyip içerisine girdik.Önce biz şoförün fotoğrafını çektik, sonra da o bizimkini.


Salon girişinde , gelin ve damadın birlikte çekildikleri bir fotoğraf karşılıyordu davetlileri.


Bu fotoğrafta da masa dizaynı görülüyor.Gerçekten çok hoş bir dizayndı.Burada da yine turuncu renk hakimdi.


Her masanın ortasında yukarıda gördüğünüz vazolarda turuncu-beyaz güller bulunuyordu.Masalarda her konuk için küçük bir hediye hazırlanmıştı.Kapağında iki tane yüzük bulunan , hani şu baloncuklar çıkarttığımız içi sabunlu sıvı dolu küçük oyuncaklardan.

Ha..masada gördüğünüz bütün tabak,çatal,kaşık,bardak ve kadehler plastik. Ama elime almasam hiçbirinin plastik olduğunu anlamazdım.Amerikalılar bu konuda pratik düşünmüşler.


Ve işte..Gelin ve damat salona girdi.Fotoğrafçılara poz verdiler uzun bir süre. Sonrasında da ilk danslarını yaptılar.

Misafirler için önce aparatif masası hazırlanmıştı. İki masa yanyana sıralı, görüntüleri ile iştah açıcıydılar.Dj'nin seçtiği güzel parçalarla dans edilip, eğlenildi.



Daha sonra da yemek duası okunup, yemek yenildi.İlk önce gelin , arkasından damat ve sonrasında da misafirler tek sıra olup, tabldot usulu ,sırayla yemeklerini alıp masalarına oturdular.Yemek sonrasında eğlence devam etti yine.



Düğün pastası, düğünden önce baş köşedeki yerini almıştı bile. Gelin ve damat salona girmeden önce pastanın fotoğraflarını çektim.Pasta, gerçekten çok güzel görünüyordu. 5 katlı ve herkatı gerçekti(yenilebilir).Çok güzel süslenmişti. Pasta katları arasında, gerçek güller kullanılmıştı. Pasta kesme bıçağı ve servis spatulası da tüllerle süslüydü.

Amerikalılar için düğün pastası çok önemli. Pasta için özel bir masa hazırlanır, süslenir ve düğün boyunca davetlilere sergilenir. Pasta gerçek olduğu için , pasta kesme merasımı tüm davetlilerin önünde olur ve davetlilere kesilen pastalar ikram edilir.

Amerika'da pastacılık eğitimleri de çok yaygın. Ben de pastacılık kursuna gidip böyle güzel pastalar yapmak istiyorum.



Salonun bir köşesine de böyle bir masa hazırlanmıştı. Buraya, davetliler gelin ve damat için getirdikleri hediyeleri bırakıp, masadaki deftere adlarını yazıyorlar. Biz de bir hediye aldık hangisi olduğu belli değil mi? :) ( Ertesi gün, Gelin Hanım mail yazdı, hediyemizi çok beğendiğini belirtip, tşk etti.)

İşte böyle..Bizim için eğlenceli bir gündü."Amerika da bir Amerikan Düğünü gördük mü? Gördük." :)

Bir sonraki yazımda, İlginç Düğün Gelenekleri'nden bahsedeceğim.

Not:Kilisedeki düğünün videosunu yakında ekleyeceğim.( 2 saat bekledim ama video yüklenmedi. Sonra tekrar deneyeceğim.)
 

Sample text

Sample Text