Ads 468x60px

Pages

12 Ekim 2010 Salı

St. Augustine Gezimiz

Jacksonville'den akşam üstü yola çıktık ve 1 saat kadar sonra, internet üzerinden rezervasyonumuzu yaptırdığımız otelimize geldik. Eşyalarımızı odaya bırakıp, zaman kaybetmemek için çevreyi gezmeye başladık. Akşama kadar bir kaç yer gezdik. Bir Greek Restauranında lezzetli bir akşam yemeği yiyip otelimize döndük. Ertesi gün bizim için oldukça yorucu olacaktı.



Öncelikle otelimizden bahsedeyim size. Amerika'da gezilerimiz boyunca bir çok otelde kaldık. Bu kaldığımız otel lüks bir otel olmasa da şirin ve temiz bir butik oteldi. İlk defa bir otelin kahvaltısını keyifle yedik.










St. Augustine, yıl boyunca ılıman iklimi, Arnavut kaldırımlı sokakları, şirin kafeleri, barları, eşsiz dükkanlarıyla, keyifli vakitler geçirebileceğiniz cici mi cici tarihi bir yer. 1 gün kalırız diye düşünmüştük ama 2,5 gün kaldık. Düşünün yani o kadar sevdik :) Gezilecek yerler de çoktu. Tarihi dokusu olan, eski bir şehir burası. Bu kadar çok sevdiğimiz bu yerin  fotoğraflarını, sizlerle paylaşayım...
St. Augustine'de evler de çok güzel. Sahil yeri olduğu için hemen hemen her evde bir tekne var.
St. Augustine Lighthouse'un (deniz feneri), uzaktan görünüşü.
Lighthouse'un park yerine arabamızı park ettik. Ağaçlar dikkatimizi çekti.


1500 yılında inşa edilen fenerin ilk adı İspanyol gözetleme kulesiymiş. 1880 yılındaki güçlü bir fırtınaya dayanamayan fener denize gömülmüş. Ve onun yerine  1874 yılında yenisi inşa edilmiş. Bu da Florida'nın ilk deniz feneri St Augustine Deniz Feneri olmuş.






























St Augustine Feneri deniz seviyesinden 165 metre yüksekliktedir ve 219 basamaktan oluşur.






























Çık çık bitmeyen merdivenlerden sonra, fenerin en üst kısmına çıktık.Manzara süperdi..


Yukarıdaki fotoğraflarda, deniz fenerinin tarihinin anlatıldığı müzeden..Eski fenere ait parçalar bulunuyor.
Burası da şehrin en eski savunma kalesi. Tarihi doku korunmaya çalışılmış.
Amerikalılar için tarih çok önemli. Amerika tarihine bakacak olursak, "tarih" dediğimiz günler çok da uzak görünmüyor bize. Bizim tarihimiz gibi bir tarihe sahip olsalardı ne yaparlardı bilmiyorum. Azıcık bir zamana  sığan tarihlerini anlata anlata, öve öve bitiremiyorlar. Kalenin girişindeki asma köprünün başında duran kırmızı giysili adamı görüyorsunuz. Bu tip tarihi, eski giysileri giyen animatorler , Amerikada'ki bir çok tarihi yer de var. Bu insanlar, gelen ziyaretçilerle, boğuk bir ses tonuyla konuşarak,  çok önemli bir yere geldiğiniz, tarihe tanıklık ettiğiniz izlemini veriyorlar. Siz de gururlanıyorsunuz atalarınızın başardıklarıyla. Bizim ülkemizde de var mı böyle, tarihi mekanlarda o zamanı yaşatmaya çalışan giysili insanlar?

Kalede çalışan işçilerin yattıkları yerler.
Gelen ziyaretçileri bilgilendirme binası içinden fotoğraflar..
St Augustine'deki eski bir ev. Şehirden görüntüler..
Burası cadde üzerindeki bir hediyelik eşya dükkanının içi. O kadar enterasan, ilginç şeyler vardı ki..
St Augustine' de gelen ziyaretçilerin gezmesi için araç tarafiğine kapalı , tarihin esintilerinin yaşandığı bir alan ayrılmış. Burada şehrin en eski evleri var. Sanırım restore edilmiş çoğu. Bu cadde boyunca bir çok hediyelik eşya satan dükkanlar, mağazalar, cafeler, kitapçılar. vs.. var. Bu cadde boyunca gezmek, benim bu şehri sevmeme büyük ölçüde katkıda bulundu :) Aşağıdaki fotoğraflar bu cadde üzerinde gezerken çektiğim fotoğraflar.. 

Bu çantacı dükkanının içinde kayboldum. Ama yukarıda görünen siyah çantayı ve aynı tonda bir cüzdan almayı ihmal etmedim :)
Sabunlar, mis gibi kokularıyla dükkanın içini doldurmuştu.
Burası da bir şekerci dükkanının içinden..
Şehirden bir kare.
İsterseniz böyle bir trene binerek şehir turu yapabilirsiniz.
Şehirdeki güzel parklardan biri.

Park içindeki anıtlar.
Şehirdeki en eski ev ve o evin iç avlusunda bulunan heykeller.
Yağmur yağarken çektiğim ,bir mücevherci dükkanının camekanı.
Bakın gezerken ne gördüm. Bir düğün fotoğrafçısı..
Ve günün sonunda yorgunluğumuzu attığımız, St Augustine Beach. Artık şenzlonglarımızı tanıyorsunuz di mi :)
Ertesi sabah gezimize şu an adını hatırlayamadığım :( bir state parka giderek başladık. Park çok güzeldi.
En sevdiğim şeylerden biri tahta köprüler. Hem üstünde yürümeyi hem de fotoğraflarını çekmeyi çok seviyorum. Arkadaki görüntüyü merak ediyor mu sunuz?
İşte...Nasıl? Siz de benim gibi süper olduğunu düşünmüyor musunuz?

Parktaki ağaçlar...Bu parkta kamp da yapılabiliyor.

Bu postu  burada bitiriyorum. Gelecek yazımda size, gezimizle ilgili son şey olarak, gittiğimiz Alligator Farm'dan bahsedeceğim. Sevgilerle...

1 yorum:

C!lekl! ♥ k!z ♪ Belgium ♫ dedi ki...

cok begendim bende burayi cok keyifli olmus belli denizi gorunce hic dayanamadim yine... ;)

Yorum Gönder

Yorumunuz icin tesekkurler.

 

Sample text

Sample Text